Hakkında

“kendinden hiç söz etmemek, çok soylu bir ikiyüzlülüktür” demiş ya Nietzsche; hadi biraz kendimden söz edeyim…

İstanbul’un daha bir İstanbul olduğu 1964 yılında doğdum. Çocukluğum, ilk gençlik yıllarım Emirgân’daki dede evinde geçti. Yaz akşamlarında bahçelerde ateş böceklerinin uçuştuğu, uzun ve keyifli sohbetlerin yaşandığı ve bir çocuk için muhteşem denilebilecek anılarla dolu yıllardı. Pek çok ilki Emirgân sırtlarındaki dede evinde yaşayıp öğrendim. Okul gibiydi…

1960′ta 27 Mayıs’a değil ama 1971′de 12 Mart’a çocuk gözlerle, 1980′de 12 Eylül’e ise öfke dolu delikanlı gözlerle tanık oldum. Darbeler, kuşağımın tüm çocukları gibi etkiledi beni de… Herhalde şu ağlak Kemalettin Tuğcu kitaplarının ve özellikle de 12 Mart’ın çocukluğuma işleyen o tuhaflıklarının etkisi oldu biçimlenmemde.

Özgür yetiştirildim. Seçimlerime karışılmadı. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum ama “bedelini ödeyebildiğin sürece, seçimlerinde özgür olabilmeyi” sevdim sanırım. Bedel ödeyenlere ve seçimlerini özgürce yaşayanlara da hep saygı duydum…

Sosyolojiye merak saldım ve AÜ DTCF Sosyoloji bölümüne girdim. Sene 1982… Ama sosyoloji maceram sadece 2 yıl sürebildi. İstanbul’a dönmek zorunda kaldım. 1984′de bu kez yine ilk tercihim olan İÜ Basın Yayın Yüksek Okulu’na girdim. Hani tam anlamıyla ittire kaktıra, 1990′da mezun oldum. Öğrenciliğim iddialarla geçmişti. Özerk, demokratik bir üniversite sloganıyla farkında olmadan Süleymaniye’de Şeref ağabeyin kahvesinden, bitmek bilmez öğrenci derneği toplantılarından ve çoklukla da miting alanlarından mezun oluvermiş buldum kendimi… Her nasılsa akademik kariyer yapacağım diye bir vehme kapılmıştım tam da mezun olduğumda. İstiyordum da… Nasıl?

Delilik bu ya, AKADEMEDYA araştırma grubunu kuruverdim bir anda. Bir arkadaşla birlikte elimizde gazeteler, cetveller, hocaların ve öğrencilerin garip bakışları altında kendi kendimize çalışmaya başladık. İyi de etmişiz, 1990′dan 1994′e kadar pek çok araştırmaya imza attık AKADEMEDYA’da. Bu arada yüksek lisansı tamamladık. Doktora sınavına girdik, derslerin büyük bölümünü de verdik.

“Akademik rüyaya” bir de TRT deneyimi sıkıştırdık. Derken, 1994 yılının bir Temmuz gününde basıverdik istifayı üniversiteden… Pişmanlık duymadım ama sanırım üniversite, hayatımın en büyük aşkı olarak geçmişimdeki yerini aldı…

1994-99 arasında bir dizi güzel iş yaptım. 99′da 2 arkadaşımla birlikte Dalyan’a göçtük, bugün bile tadı damağımda olan Caretta Caretta’yı işlettik. Çok insan tanıdım, çok sevdim Caretta’yı… Yemek yapmaya eskiden de meraklıydım ama pişirdiklerimin beğenildiğini görmek de hoşuma gitti doğrusu. Dalyan, acı tatlı anılarıyla derin izler bıraktı bende…

Evet, hep sevdiğim işleri yapabilme şansım oldu. Bir iş, artık lezzet vermemeye başladığında, sürüklenmek ve “mış gibi yapmak” yerine oracıkta noktalayabilme lüksüm oldu. Aslında bunun da iyi bir şey olup olmadığını bilemiyorum ama… Sevmediğim şeyleri yapmak zorunda kalmamayı da sevdim…

Derken tamamen rastlantı sonucu yolum Kıbrıs’la kesişti. Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıları çok sevdim, çok şey öğrendim onlardan. Hâla da öğrenmeye devam ediyorum.

Ha, bu arada yıllar sonra, yarım bıraktığım Doktora eğitimine geri döndüm. Ne demişler, “öğrenmenin yaşı yoktur”…

Bir kedim var: Paşa… Şimdilerde 4 yaşına yaklaşan yakışıklı bir İran kedisi. Kedisiz kalmadım hiç. Bundan sonra da hayatıma hep bir kedinin sessiz adımlarla eşlik edeceğini tahmin ediyorum…

Bir Yanıt to “Hakkında”

  1. Nevin Kalafatoğlu Diyor ki:

    “kendinden hiç söz etmemek, çok soylu bir ikiyüzlülüktür”

    İYİ Kİ DEMİŞ :)


Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.